Su ve Sağlık

Alkali Su Nedir?
Su tüm canlılar için hayatın kaynağıdır

Su bir oksijen ve iki hidrojen atomundan oluşan, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan, renksiz, kokusuz ve tatsız maddedir. Su tüm canlılar için hayatın kaynağıdır. İnsan vücudunun %60-70’i sudur. Eğer içtiğimiz su iyiyse bizde iyi oluruz en azından %60-70'lik kısmımız iyi olur buna emin olabilirsiniz.

PH değeri nedir?

pH bir çözeltinin asitik veya bazlık derecesini gösteren bir ölçü birimidir. Suyun pH değeri, hidrojen iyonlarının yoğunluğunu gösterir. Sulu çözeltilere hidrojen iyonu verebilen maddelere “asitli maddeler”, sulu çözeltilere hidroksil iyonu verebilen maddelere de “bazik maddeler” denilir. Diğer bir ifade ile de hidrojen iyonu verebilen maddeler “asit”, hidroksil iyonu alabilen maddeler “baz” olarak adlandırılır. Sulardaki pH yoğunluğu 1’den 14’e kadar rakamlarla ölçülür. pH 7’de hidrojen ve hidroksil iyon düzeyi eşittir. pH 7’de su nötrdür. Düşük pH’lı sular korozif oldukları ve bu özellikleri ile birtakım metalleri çözebildikleri için içilmemesi gereken sulardır. Türk standardına göre içme sularındaki pH değeri 4.5-9.5 arasında olmalıdır. Yüksek pH’lı sular özellikle mide rahatsızlığı olanlara ve diyet yapanlara tavsiye edilmektedir. Mide sorunu olanlarda asidite arttıkça, rahatsızlıklar artar. Vücut, doğal olarak kanın pH’ının sürekli 7.35-7.45 aralığında kalmasına çalışır. Vücutta tüm metabolik işlemler dengeli bir pH’a bağlı olduğundan, “bazik” olan, yani pH’sı 7’den büyük olan suların tüketilmesi sağlığa yararlı sayılır. Diyetle alınan gıdalarda asitlik artar, vücuttaki pH dengesi bozulur. İçilen suyun pH’sı ortalama 7.5 ve üzeri ise bu su vücuttaki pH’yı dengeleyebilmektedir. Şişe sularının ve damacanalı suların tümünün etiketinde pH değerinin yazılması zorunluluğu vardır. İçtiğiniz suyun pH’sını kontrol ediniz.

Niçin Alkali İyonize Su?

Hepimiz vücudumuz hayatta kalabilmek için hafif alkali yapısını koruması gerektiğini biliriz. Kanımızın pH seviyesi 7.4 ve hücresel sıvı seviyesi ise yaklaşık pH 7.2 dir. Bu gerçeğe göre, hücrelerimiz sürekli olarak asidik atık üretmekte ve vücut sıvılarımız da hayatta kalabilmemiz için vücudun pH seviyesini korumaya çalışmaktadırlar. Vücudumuz asidik atıklardan kurtulmak için oldukça ağır bir çalışma yapar. Asidik atıklar ter ve idrar ile çıkartılır. Her ikisi de düşük pH seviyesine sahiptirler. Asidik cilt yüzeyi kendisi ile temas eden birçok mikrop ve virüsü öldürür. Yanısıra soluk verdiğimizde, karbon dioksit salınır, asidik atıkların sebep olduğu karbonik asitten kurtuluruz. Vücudumuz asidik atıklardan kurtulmak için bunca çaba harcarken diğer yandan bizler sürekli olarak vücudumuza atabileceğinden daha fazla atık yüklemeye devam ederiz. Buradaki sır, bazı katılaşmış asitleri sıvı aside dönüştürmektir. (Sıvı vücut tarafından kolayca atılabilir.) Eğer bir madde suda çözünmüyorsa, pH seviyesini de etkilemez. Örneğin; kolesterol, yağ asidi, böbrek taşları v.b katı asit türleridir. Asit kanı koyulaştırır/pıhtılaştırır! İşte bu problem asidik atık birikiminden kaynaklanmaktadır. Bu asidik atık yapılanması kan damarlarımızı tıkar ve kan dolaşımını durdurur. İyi bir kan akışı olmaksızın organlarımız fonksiyonlarını olması gerektiği gibi yerine getiremezler ve iyi beslenemedikleri için yetersiz kalmaya başlarlar. Kanser hücreleri asidiktirler, bu kanserin alkali bir ortamda gelişemeyeceği anlamına gelmektedir. Besinlerin oksidasyonu nedeniyle oluşan fosforik asit veya sülfirik asit vücudun üstesinden gelebilmesi açısından çok güçlü asitlerdir. Vücut bu durumu kemiklerden kalsiyum alarak dengeler. Fakat bu durumda kemiklerimizdeki kalsiyumu alırsak kendimizi ayakta tutabilmek için ne kullanacağız? İşte bu durum Osteoporoz'a neyin neden olduğunu açıklamaktadır. Küçük moleküler yapısı nedeniyle vücut tarafından diğer sulara göre çok daha hızlı ve daha iyi emilebilen alkali iyonize su içtiğinizde daha fazla antioksidan, alkalilik, ve kalsiyum alırsınız.

Alkaliliğin Önemi

Vücudumuz hücresel seviyede yaşar ve ölür. İnsan vücudundaki tüm hücreler hafif alkali yapıdadır, sağlıklı ve hayatta kalabilmek için de bu korunmalıdırlar. Bununla birlikte, hücresel aktiviteler asit yaratır ve bu asit hücreye enerji ve işlevsellik verir. Her bir alkali hücre solunum görevini yerine getirirken metabolik atık salgılarlar ve hücresel metabolizmanın ürettiği bu atıklar doğal olarak asidiktirler. Buna karşın bu atıklar enerji ve işlevsellik için kullanılır fakat bunların vücutta artışına ve birikmesine izin verilmemelidir. Antreman veya egzersiz sonucu oluşan ve çoğu kez acı veren laktik asit bunun bir örneğidir. Vücut, hücre etrafındaki bu asitleri bir zehir gibi davranmaya başlamadan önce etkisizleştirmek ve vücuttan atmak için büyük bir süre harcar. Aksi durumda bu asitler eninde sonunda hücrelerin çevresel koşullarını değiştireceklerdir. Birçok insan ve klinik doktor vücudun bağışıklık sisteminin ilk savunma hattı olduğuna inanıyorlar fakat gerçekte böyle değildir. Bu çok önemlidir fakat daha çok sofistike (karmaşık) bir arıtma faaliyetine benzer. Bunun yerine sağlıklılık ve zindelik için hastalık ve rahatsızlıklara karşı ilk ve ana savunma hattını oluşturan vücudun pH dengesine dikkat etmeliyiz.

Alkali Suyun Özellikleri
Küçük Moleküler Küme Yapısı

Suyun moleküler kümesinin küçülmesi hareketliliğinin artmasını sağlayarak vücuttaki kötü ve artık maddelerin vücuttan atılmasını kolaylaşır. Vücuttaki artık madde fazlalığının yaşlanma ve rahatsızlıklara neden olduğu dikkate alındığında bu önemli bir durumdur. Alkalin iyonize su küçük moleküler küme yapısı ve yüksek hareketlilik özelliği ile vücuttaki atık maddeleri süratle dışarı atar.

Yararlı Aktif Mineraller

Hayvanlar, sebzeler ve suda birçok değişik mineral bulunur. Tüm yaşamsal ilerleyiş ve vücut işlevlerinin uygun şekilde devamı için çok değişik mineraller gerekir. Alkali iyonize suyun içinde bulunan mineraller iyonik formda olduklarından vücut tarafından çok daha kolayca emilirler.

Vücudun Onarımı ve Yenilenmesi

ORGANLARA ZARAR VEREN BAKTERİLERİN KONTROLÜ VE YARARLI BAKTERİLERİN ARTIRILMASI
Bağırsaklarda türlerine göre faydalı ve zararlı olarak sınıflandırılan yaklaşık 100 tür bakteri ve trilyonun üstünde mikro organizma yaşamaktadır. Alkalin iyonize su organlara zarar veren (organları çürüten veya çürümüş maddede yetişen) bakterileri kontrol ederek hastalıklardan korur. Alkalin iyonize su vücuttaki yararlı bakterilere yardımcı olan ve vücudun yenilenmesine yardımcı olan tek sudur.

SERBEST RADİKALLER (AKTİF OKSİJENLER)
Serbest radikaller düşük elektrona sayısına sahip olması nedeniyle çevresindeki maddelerle kolayca birleşebilen dengesiz yapıdaki oksijendir. Yüksek oksidik güce sahip olan serbest radikaller başta kanser olmak üzere birçok hastalık ve yaşlanma ile ilişkilidir. Alkali iyonize suda serbest radikaller bulunmaz ve temas ettiği serbest radikalleri nötralize eder.

Heksagonal Molekül Yapısı

Su molekülleri 13 ila 15 molekülden oluşur. İnsan vücudu için en dengeli ve doğal yapıya sahip heksagonal su ise 6 su molekülünden oluşur. Bir insanın hücresinin bağlantılı olduğu 70.000 molekülün %60 ila 65'ini heksagonal su molekülleri oluşturur. Alkali iyonize su, insan vücudunun en çok tercih ettiği bu özelliğine sahip tek sudur.

Alkali Suyun Yararları

Günümüz yaşam tarzı vücut metobolizmamız içinde birçok düzensizliğe ve kötü çalışmaya neden olmaktadır. Sarfedilen tüm çabalara rağmen toksik kimyasallar ile yiyecek kaynakları, içme suları, hava ve çevremiz gitgide kirletmekte ve zehirlemektedir. İnsan vücudu bundan öncesinde, metabolize etme ve dışarı atmada, kendi doğal detokslama (zehirli atıkları atma) kapasitesi üstünde kalan ve büyük sıkıntı yaratan böylesi yabancı maddelerle hiç tanışmamış, karşılaşmamıştı.

Hastalıklar, aşırı asidikliğin sonucudur

Birçok insan artık kendisini hiç iyi hissetmiyor. Birçokları da kendilerini soğuk algınlıkları veya çevredeki herhangi bir mikroptan çok daha kolay etkilenir halde buluyorlar. Bundan daha ciddi olan ise lupus, romatoid artrit, multipl skleroz, kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji sendromu gibi otoimmün rahatsızlıklardaki artışlardır. Birçok kaynağı olan düşük seviyeli toksititeyi belirlemek oldukça güçtür. Tüm bu toksinlerin birleşik aksiyonlarının oluşturduğu toksik karışımın etkisi vücut ve hafızayı ciddi şekilde zayıflatabilir. Mantar, bakteri ve mayanın yaygınlaşması fermantasyon dediğimiz işlevin veya kan ve dokudaki aşırı asidiklikliğin bir sonucudur.

Maya ve mantar havada, kirli suda ve yediğimiz birçok yiyeceğin içinde yaşayan basit birer canlı hücre türleridir. Bunlar sonrasında virüslerin ilk aşamaları veya bakterilerin orta evreleri olabilecek şekilde oldukça yüksek bir gelişim gösterirler. Fırsatçıdırlar ve hayatta kalmakta yeteneklidirler. Yıllar içinde 500.000 in üstünde farklı tür biçiminde gelişmişlerdir. Hiç durmaksızın koloni haline gelebilecekleri ve üreyebilecekleri yeni yerleşim yerleri ararlar. Basit bir canlı hücre formunda olduklarında yanlızca bir mikroskop altında görülebilirler fakat kolonize olduklarında, yiyecekler üzerinde oluşan küf ve mantarımsı yapı gibi, gözle de görülür hale gelirler.

Maya, mantar, bakteri, küf ve virüsler besin ve kolonileşme ihtiyaçlarına bağlı olarak vücutta belirli ve çok özel bölgelere yerleşmeye eğilimlidirler.

Bunların tümünün metobolizmalarından çıkanlar/salgılananlar şiddetli fermantasyonlara sebep olur ve ekstra hücresel sıvı şeklinde veya kana karışarak tüm vücuda yayılır. Kan ve dokulardaki aşırı asidikliğin doruğa çıkması vücudun hücrelerini sistematik olarak zehirler ve hasar verir. Aşırı asidiklik dediğimiz bu sağlık durumu ters düz olmuş bir yeme alışkanlığının - çok bol miktarda; hayvansal protein, özellikle kırmızı et, sütlü ürünler (süt, peynir, dondurma), şekerin herhangi bir şekli (sakaroz, früktoz, glikoz) gibi - sonucudur ve bu nedenle ortada yalnızca bir hastalık ve rahatsızlık vardır.

Sağlığımız ve Alkali Su
Vücuttaki Asidik Atık Oluşumu

Vücudumuzdaki tüm canlı hücreler atık üretirler. Yiyeceklerimizden aldığımız tüm besinler her bir hücremize dağılır ve bunlar oksijen ile yanarak bize yaşamamız için gereken enerjiyi sağlarlar. Besinler hücrelerimizde yandıktan sonra ise atık olurlar. Yediğiniz iyi ya da kötü, tüm yiyecekler atık üretirler. Yiyeceklerin iyi ya da kötü olarak sınıflandırılmasında onların oluşturduğu atıkların miktarı ve özellikleri dikkate alınır. Yanısıra, metobolizmamızdaki birçok hücre ve eski ölü hücrelerde atığa dönüşürler.  Vücudumuz bu atıkları idrar ve terleme ile dışarı atacaktır. Temel olarak, tüm atıklar asidiktir ve bu nedenle de cildimiz ve idrarımız düşük bir pH değerine sahiptir. Gerçek problem şudur ki, vücudumuz bu atıkların %100'ünü atamaz. Yaşam tarzımız, yetersiz dinlenme, yediğimiz yiyeceklerin türleri ve içinde bulunduğumuz çevresel koşullar bu atıkların üretimine yardımcı olurlar fakat bunlardan kurtulmamız için bize yardım edemezler.

Vücuttan Atılamayan Asidik Atıklara Ne Olur?

Bu atıklar katılaşmış atıklara dönüşürler, örneğin; kolesterol, yağ asidi, böbrek taşı v.b gibi ve bilemeyeceğimiz şekilde vücudun içinde her hangi bir yerde birikir ve yerleşirler. Vücuttan atılamayan ve biriken bu asidik atıkların birikimi yaşlanma sürecini hızlandırır. Alkali iyonize su içmek asidik atıkların atılmasını kolaylaştırarak vücudumuza yardımcı olur. Asidik atıkların birikimi yaşlanma sürecini ve işlevini hızlandırır; asidik atık miktarının azaltılması ise yaşlanma sürecini yavaşlatır ve hatta bu süreci geri döndürebilir. Alkali iyonize su bir ilaç değildir veya herhangi bir hastalığı tedavi etmez fakat düzenli olarak tüketildiğinde vücuttaki asidik atıkları azaltır, doğal vücut sağlığının gelişimini sağlar.

Alkali İyonize Su Yüksek Asidikliğe Sahip Mideye Ulaştığında Ne Olur?

Yiyeceklerimizde bulunan bakterilerin öldürülmesi ve yiyeceklerin sindirilmesi için midemiz pH'ı 4 seviyesinde asit üretir. Alkali iyonize su içtiğimizde midemizdeki pH seviyesi yükselecektir. Bu durumda mide alkali iyonize suyu algılar ve pH seviyesini tekrar 4 e döndürmek için daha fazla asit üretimi emri verir. Bu ilk bakışta karşı atak şeklindeki bir üretime benzemektedir. Fakat mide duvarlarının hidroklorik asidi nasıl oluşturduğu anlaşıldığında bu süreç netlik kazanır. Midedeki hücreler ihtiyaca bağlı olarak hidroklorik asit üretmelidirler. Bu asidin içeriğini oluşturan maddeler karbon dioksit, su, sodyum klorür veya potasyum klorürdür. Bu asidin ürünleri olan sodyum bikarbonat veya potasyum bikarbonat kan akışına verilir. Bu bikarbonatlar kandaki aşırı asidikliği nötralize eden ve yanısıra katılaşmış asidik atıkları çözündüren/eriten alkali tamponlardır. Vücut yaşımıza bağlı olarak fazlalaşan asidik atık birikim miktarı vücuttaki doğal alkali tamponların altından kalkamayacağı bir işe dönüşür. Hücrelerimizi daha fazla asidik olmalarından ve değişik hastalıklar üretmelerinden korumaya yardım eden kanımızdaki bu alkali tamponlara ihtiyacımız vardır.İşte alkali iyonize su bu süreçte devreye girmektedir.

Alkali Su ve Zayıflama

İnsan vücudu çok zeki ve yeteneklidir. Gittikçe artan biçimde asidik olmaya başladığımızda asidikliğin yaşamsal organlarımıza hasar vermesini engellemek üzere vücudumuz savunma mekanizmalarını düzenlemeye başlar.

Asidin yağ hücreleri içinde depolandığı/tutulduğu bilinmektedir. Eğer tüm bunlara rağmen asit herhangi bir organla temas edecek olursa, dokuyu içinden çürütebileceği bir delik açma şansı da bulur. Bu durum hücrenin mutasyona uğramasına neden olabilir

Bu asidik ortamda oksijen seviyesi düşer ve kalsiyum tüketilmeye başlar. Bu nedenle savunma mekanizması olarak, vücudunuz gerçekte sizi aşırı asidiklikten korumak üzere şişmanlatır/yağlandırır.

Asitlerin toparlanıp paketlendiği tüm bu yağ hücreleri ve selülit birikimleri yaşamsal organlardan güvenli uzaklıkta tutulmaya çalışılır. Bunun sonucu olarak göbek ve basen bölgelerinde yağlanma olur. Alkali su içerek vücudumuzun asit- baz dengesini sağlayarak aşırı kilolardan kurtulmamız mümkündür.

Kanserin Gerçek Sebebi
Asit-Alkali Dengesi

Dr. Herman Ahira'nın "Asit & Alkali Dengesi" adlı kitabında belirttiği üzere; "Hücrenin su kaybettiği durumlarda özellikle kan asidik olur. İlk belirtiler yorgunluk ve bıkkınlık, soğuk algınlığına eğilimli olmak ve benzerleridir. Keiichi Morishata'nın "Kanserin Gizli Gerçeği" adlı kitabına göre, eğer kandaki asidik koşullarda aşırı artış olursa, kan alkali koşullarını korumak için bu aşırı asidik maddeleri kaçınılmaz olarak vücuttaki bazı bölgelere bırakacaktır.

Bu eğilimin devam etmesiyle vücudun bazı bölgelerinde asidiklik artar ve bazı hücrelerde ölür. Bunu takiben de asidiğe dönüştürürler. Yanı sıra bazı hücreler de kendilerini bu asidik ortama adapte edebilir. Diğer bir deyişle, normal hücreler asidik ortamda ölürken bazıları ise bu ortama adapte olabilmek için kendilerini dönüştürür ve anormal hücreler olarak hayatta kalırlar. Bu anormal hücreler kötü huylu hücreler olarak adlandırılırlar. Bu kötü huylu hücreler beyin fonksiyonları veya kendi DNA'larımızın hafıza kodlarıyla uyumlu değildir. Bu nedenle, kötü huylu hücreler belirsiz ve düzensiz olarak gelişirler. Bu kanserdir."

Kansere En İyi Önlem

Alkali su içtiğinizde, daha fazla oksijene sahip su içersiniz. İçilen yüksek pH'a sahip alkali su kesinlikle kanserden korunmaya yardımcı olacaktır. Bir ulusal kanser enstitüsünde yapılan araştırma, - kanserin gelişimine bağlı olarak -, alkali suyun kanserin erken aşamalarındaki tedavisine yardımcı olabileceğini göstermiştir. Sağlıklı hücrelerin alkali ve kötü huylu hücrelerin asidik yapısı nedeniyle alkali su içmek sağlıklı hücrelere zarar vermez aksine kötü huylu hücreleri ise yok edebilir.

Diyabet

Yetişkin hastalığı olan diyabet, ensüline bağımlı olmayan diyabet ( Tip-II) olarak adlandırılır. Aşağıda bu hastalığın Amerikan Tıp Kurumuna ait "Aile Tıp Rehberi"ndeki tanımı yer almaktadır. Diyabetin bir türü olan ensüline bağımlı olmayan diyabet; pankreastaki hücrelerin vücut için yeterli ensülin üretmemesi nedeniyle olur ve genellikle 40 yaşının üstündeki kişileri etkiler. Bu tür diyabet rahatsızlığı olan kişiler genellikle çok fazla yerler ve oldukça kiloludurlar.

Onların aşırı yemesi kanlarında aşırı glikoz olmasına sebep olur ve pankreas ise bu glikoz miktarı ile örtüşebilecek miktarda ensülin üretemez. Yanısıra, soya çekim de bu tür diyabetteki önemli bir faktördür. Nerdeyse her üç vakadan birinde hastalığın nedeni o kişinin aile soy geçmişinde bu rahatsızlığın olmasıdır. Yaş ise bir diğer faktördür. Zira pankreasın verimliliği yaşa bağlı olarak azalmaya başlar. Pankreas vücuttaki en yüksek pH değerine sahip vücut sıvısını üretir. Pankreas suyu pH 8,8 değerindedir ve çok yüksek alkali özelliğe sahiptir.

Vücudumuzdaki kasiyum iyonlarının azalması ensülin hormonunun üretilme işlemini azalmasına ve kanın asidik duruma gelmesine neden olur. Asidik atıklar nedeniyle tıkanan kan damarları, fazla protein üretilmesine sebep olarak pankreasın ensülin üretme işlevini engeller. Alkali su, içerdiği kalsiyum iyonları ile aşırı protein oluşumunu engelleyerek bu durumun düzelmesine yardımcı olabilir.

"Alkaline water, produced by a water ionizer, has become the most important advancement in health care since Sir Alexander Fleming's discovery of the Penicillin."
Dr. William Kelly,
College of Metabolic Medicine,
Author, "Cancer Cure"

Alkali Su Konusunda Uzmanların Görüşleri
YÜKSEK KAN BASINCI

"10 senelik çalışma hayatım boyunca araştırmalarımda mineraller, özellikle yüksek kan basıncı ve diğer hastalıklarda görülen ionik kalsiyum önemli bir yer tutmuştur. Buna dayanarak söyleyebilirim ki, 2-3 ay süresince hergün düzenli olarak alkali antioksidan su tüketmek, kan basıncını yavaş yavaş dengeye düşürür; zira alkali antioksidan su kandaki kolestrolü çözen oldukça etkili bir çözücüdür."
Prof. Kuninaka Hironaga / Kuninaka Hastahanesi baş hekimi.

KALP HASTALIKLARI

"Benim görüşüme göre antioksidan alkali suyun mucizevi özelliği onun toksinleri nötrleştirebilmesine rağmen bir kimyasal ilaç olmamasından kaynaklanıyor.Ayrıca farklı ilaçları, farklı özel durumlara göre sınıflandırılmış hastalara ayrı ayrı verirken, antioksidan suyu genel olarak tüm hastalara verebiliyorsunuz. Örneğin 35 yaşında olan bir kalp hastam vardı. 5 sene boyunca hastalığı her geçen gün kötüye gitti ve Setagays Devlet Hastahanesi'nde yoğun tedavi altına alındı.Bu 5 sene süresinde, çok sayıda iyi ve alanında uzman doktor tarafından tedavisine çalışıldı; ancak bir netice alınamadı. Geçen sene Ağustos ayında akrabalarıyla konuştuğumda umutsuz bir halde olduklarını ve hastanın ölümünü beklediklerini öğrendim. Bu aynı zamanda hastanın akrabalarından birinin antioksidan su üreten bir alkali- su cihazı aldığı zamana denk geliyordu... Şu an bu kişinin sağlık durumu gayet iyi ve vücudu kendini tekrar yapılandırıyor."
Prof. Kuwata Keijiroo

EGZEMA

"Egzema hastalığı, kendini belli eden bazı deri durumları ile tanımlansa da, ne olduğu ve ne gibi etkiler ile oluştuğu aslında tam açıklığa kavuşmamış bir hastalıktır. Ancak çoğu durumda, bir dış tahrip etkisi ile meydana gelmektedir. Örneğin 70 yaşındaki bir hastam tam 10 senedir egzema hastalığı ile savaşıyordu ve özel bakım bile pek olumlu sonuçlar vermemişti. Savaş sonrasında bacaklarında meydana gelen akut egzema, sonraki yıllarda kronik hale gelmişti. Sol bacağında olumlu sonuçlar elde edilmesine rağmen maalesef sağ bacağı hiç bir ilerleme göstermemişti. Öyle ki bu bacağında kaşımalar yüzünden sık sık kanamalar meydana geliyordu. Ona antioksidan Alkali suyu denemesini tavsiye ettim. Kendisi bir Alkali-Su cihazı alarak her gün antioksidan alkali su içmeye ve yine jeneratörden sağladığı asidik su ile banyo yapmaya başladı. Yanlızca 2 hafta sonra bacağındaki tüm yaralar kurudu. Toplam 1,5 ay içinde de egzema hastalığı tamamen geçti"
Prof. Tamura Tatsuji / Keifku Rehabilitasyon Merkezi

ALERJİ

"Hastam olan Polis Araştırma Enstitüsü başkanı Sayın Yamada, birçok alerjik eplikasyondan muzdaripti. Uzun süreler tedavi olmaya çalıştı ancak bir ilerleme kaydedilemedi. Sonraları kendisi antioksidan su kullanmaya başladı. Bu işe yaradı ve bir süre sonra alerji belirtileri tamamen yok oldu. Her türlü yemeği tükettiği halde herhangi bir alerjik durumla karşılaşmaması yüzünden şu an halinden oldukça memnun. Ayrıca benimde alerjim olduğu için antioksidan suyu bende kullandım ve oldukça işe yaradığını gördüm. Bunun üzerinde konuyu biraz araştırdım. Sonuçta, incelediğim her alerji vakasında antioksidan mineral eksikliği olduğunu keşfettim. Bu sayede vücut aşırı duyarlı hale geliyor ve alerji kolaylıkla yayılabiliyordu. Duyarlılığı dengeye getirebilmek için de damardan kalsiyum çözeltisi zerk etmek gerekiyordu. Böylece aslında içinde ionik kalsiyum bulunan antioksidan alkali-suyun alerjiyi nasıl yok ettiğini de öğrenmiş oldum"
Prof. Kuninaka Hironaga / Kuninaka Hastahanesi baş hekimi

SİNDİRİM SİSTEMİ PROBLEMLERİ

"Alkali suyun midedeki esas etkisi, salgılamayı nötrleştirmesi ve mide fonksiyonlarını güçlendirmesinden ileri gelmektedir. Alkali suyun, midedeki gastrik salgıların pH dengesini sağlayarak Hipoklorhidra (gastrik suyu fazlalığı) ve Aklorhidra (gastrik suyu azlığı) hastalarının problemlerini çözdüğü kanıtlanmıştır."
Prof. Kogure Keizou / Juntendo Hastahanesi, Kogure Kliniği

DİYABETİKLER

"Bir süre önce ilaç yerine antioksidan Alkali-su ile tedavi etmeye başladığım diyabetik hastalarım arasından 15 kişi seçilerek, Tokyo Üniversitesi'ne çaşitli testler ve gözlemler yapılmak üzere götürüldü. Açıkçası bazı durumu ciddi hastalarım, bu tedavi yönteminden biraz tedirgin olmaktaydılar. Çünkü antioksidan Alkali-su verilen hastaların kan ve idrarlarındaki şeker miktarı 300 mg/l'den 2 mg/l'ye düşüyordu. Bazı hastaların bu şekilde günde 5-6 kez kan testine girdiği ve durumlarının oldukça normal olduğu gözlendi.Yemek sonrası testlerde de kan şekeri ve idrar oranları 100 mg/l : 0 mg/l çıktı. İdrardaki şeker tamamen yok oluyordu."
Prof. Kuwata Keijiroo